15/12/2009 - KUMRULAR SOKAĞI ŞİİRLERİ
Yağmur dalgın bir efkâr giyinir Ekim’de. Kumrular sokağı‘*nda çekilmiş bir diş gibi kalırım; çekilmiş bir diş gibi Diyarbakır’dan...
Ağrırım, bağırırım aldırmaz!
İlle de gökkuşağı giyinir gökyüzü her Ekim’de...
Kumrular sokağı bir kente uzayıp gider. Gökkuşağım, ayrılığım, ömür ki eskir ve aşka uzayıp gider…
Tırmalarken göğsümü sabrın sancısı, yalnızlığın kül tadıyım; bakarım, yağmur utanmaz bulutundan, hasretin üvey adıyım…
Kumrular sokağında efkârın adıyla bir akşamüstü; gövdesine tutunmuş dal, dala tutunmuş serçe, telaşlı, o da kendince…
Sonra aşklarda kül, camlarda perde; usulca harlanır sevişmeler de...
Kumrular sokağında andlara hep bol geldim, küfürlere dar.
Dönüp baktım, ne göreyim, yağmalamış gençliğimi yargıçlar! Desene Sivas’ın kırık sazıyım, kendimin ayazıyım, kalbimde ölü çocuklar… Tufanlar ardımda ve buruşuk anılar.
Nedense hiç uslanmamış bozgunlar...
Oysa haklı ve haksız bütün kitaplar yazılmıştır. Susuşlar eskimiş, küfürler edilmiştir. Biliyorum, yalnızlıktan öte dostun yok insan;
insan ki bozuk paralarda bozgundur, yenilmiştir.
/Şimdi bilekleri kesik bir intihardır yaşam…/
Düştüğü yerde tanımazken kendi suyunu yağmur; biliyorum, aynı dalda gül bile anlamaz dikenini.
Anlasana, anlatamaz kimse yıkımını başka yıkıma. Cudi’de napalm Datça’da ıssız koylara, New york Şırnak’a anlatılmaz.
Her gün yanar söner yanar söner kasvetimle bin ateş; ölüm, dirilere anlatılamaz...
Bilirsiniz her sokağın bozuk bir sicili vardır ve utancı sokakların, günleri şehvete fedâ eden şizofren babalardır. Gözlerinde yalnızlığı bir hançer gibi saklayan kadınlardır.
Sonrası sokakların, bozkırlardır, hani bir ak tay düşüyle uzayıp gider ve rüzgârların ıslığıyla göklere teğet geçer.
Oysa kumrular sokağı bir kente uzayıp gider; gökkuşağım, ayrılığım, ömür ki eskir ve aşka uzayıp gider…
Daha sevginin herkesten şikayeti var...
Daha herkes kendi sanıklığıyla kör, tanıklığıyla yargıç. Bu yüzden söz,
bitmiştir...
Gökyüzü mü? O, kırgındır,
kirletilmiştir…
yılmaz odabaşı ---- Kumrular sokağı:Ankara’da bir sokak.
|
|
Bağlantı
|
4/11/2009 - dün sabaha karşı kendimle konuştum
 ... ben hep kendime çıkan bir yokuştum, yokuşun başında bir düşman vardı onu vurmaya gittim kendimle vuruştum özdemir asaf
|
|
Bağlantı
|
7/6/2009 - Kahramanım Cyrano de Bercerac'dan geç kalmış dizeler . .
Ya ne yapmak lâzımmış? Sağlam bir dayı bulup çatmak sırnaşık gibi, Bir ağaç gövdesini tıpkı sarmaşık gibi, Yerden etekleyerek velinimet sanmak mı? Kudretle davranmayıp hileyle tırmanmak mı? İstemem eksik olsun! Herkes gibi, koşarak, Yabanın zenginine methiyeler mi yazmak Yoksa nâzırın yüzü gülecek diye bir an Karşısında takla mı atmak lâzım her zaman? İstemem eksik olsun! Ricaya mı gitmeli? Kapı kapı dolaşıp pabuç mu eskitmeli? Yoksa nasır mı tutsun sürünmekten dizlerim? Yahut eğilmekten mi ağrısın ötem berim? İstemem eksik olsun!

Tazıya tut, tavşana Kaç mı demeli? Belki kaz gelir diye bana Tavuk mu göndermeli? Yoksa bir fino gibi Susta durmak mıdır ki, acep en münasibi? İstemem eksik olsun! Bir kibar salonunda Kucak kucak dolaşıp boy atmak ve sonunda, Marifet şi’re koyup kameri, yıldızları, Aşka getirmek midir, evde kalmış kızları? İstemem eksik olsun! Yahut şan olsun diye, Meşhur bir kitapçıya giderek, veresiye Şiir mecmuası mı bastırmalı? İstemem Eksik olsun! Acaba bulup bir alay sersem Meyhane köşesinde dâhi olmak mı hüner? İstemem eksik olsun! Bir tek şiirle yer yer Dolaşıp ta herkesten alkış mı dilenmeli? İstemem eksik olsun! Yoksa bir sürü keli Sırma saçlı diyerek göğe mi çıkarmalı? Yoksa ödüm mü kopsun bir Allahın aptalı Gazeteye bir tenkid yazacak diye her gün? Yahut sayıklamak mı lâzım: “Adım görünsün Aman!” diye şu meşhur Mercure ceridesinde İstemem eksik olsun!

Ve tâ son nefesinde Bile çekinmek, korkmak, benzi sararmak, bitmek, Şiir yazacak yerde ziyaretlere gitmek, Karşısında zoraki sırıtmak her abusun. Eksik olsun istemem, istemem eksik olsun! Fakat, şarkı söylemek, gülmek, dalmak hülyaya, Yapayalnız, ama hür, seyahat etmek aya, Gören gözü, çınlayan sesi olmak ve canı İsteyince şapkayı ters giymek, karışanı Olmamak. Bir hiç için ya kılıcına veya Kalemine sarılmak ve ancak duya duya Yazmak, sonra da gayet tevazula kendine: Çocuğum! Demek, bütün bunları hoş gör yine, Hoş gör bu çiçekleri, hattâ bu kuru dalı, Bunlar yabanın değil kendi bahçenin malı! Varsın küçücük olsun fütuhatın, fakat bil, Onu fetheden sensin, yoksa başkası değil.

Ara hakkını hattâ kendi nefsinden bile. Velhasıl bir tufeylî zilletiyle Tırmanma! Varsın boyun olmazın söğüt kadar, Bulutlara çıkmazsa yaprakların ne zarar? Kavaklar sıra sıra dikilse de karşına Boy ver, dayanmaksızın, yalnız ve tek başına!
Edmond Rostand
|
|
Bağlantı
|
23/3/2009 - senden öğrendim

Gittin, kanadı kırık kuştum Sustum, sözlerine küstüm Hani kırılırsın siyaha Nöbet nöbet geceler boyunca, Dün güne dize gelince, Yürek acılara doyunca, O tez dönüsün gec olunca, Kendime tahammülü öğrendim.. Kördüm, bilendim, seni unutmayı öğrendim.. Sen yoktun ben yalnız kalmayı öğrendim, Acıya duvar gibi durmayı ögrendim, Kaybolmuş bir dilin sözcükleri gibi, Köksüz, bağsız durmayı öğrendim.. Vazgectiysen hep sağnak yağışlarımdan, Vazgectiysen bitmek bilmez kışlarımdan, Korkma kimseye ödenecek borcum yok, Yok saymayı ben senden öğrendim..
funda arar
|
|
Bağlantı
|
|
Hakkımda
SeSsiZLiğin ANaRşiSi
Kategoriler
Arkadaşlarım
Blogcu Yardım ayşegül taylan yaratiqlarsehri
|